Adnan Öztürk; “Kendi malını satmak için kötüleyen, değerini düşük gösteren ve sonrada bunu alkışlayan kişilerle sadece Galatasaray Genel Kurulunda karşılaştım”

Enerji sektöründe önemli işlere imza atan başarı iş adamı, bir o kadar da Galatasaray için emek sarf eden, camianın tanınmış isimlerinden, Adnan Öztürk ile samimi, içten ve keyifli sohbetimiz.

Galatasaray ile yolunuz nasıl kesişti, süreciniz nasıl oldu?
Galatasaray Lisesinde parasız yatılı okudum ve bu tüm hayatimi değiştirdi.

Galatasaray benim için 2 direk, bir top değil. Bu camianın ne olduğunu, tarihini, neden o tarihlerde kurulduğunu, bu camiaya kattıklarını araştırarak ve içinde yaşayarak öğrenen biri oldum.

Bu Ülke de spor kulüplerinin, insanların, nasıl, ne şartlarda organize olarak, o dönemlerde kurulduğunu, Kadıköy de, Dolmabahçe Sarayında, Galatasaray Lisesi’nde, bu güçlü camiaların nasıl doğduğunu bilmemiz gerekiyor. Bunları, bu camiaların insanları incelerlerse, camiaların değerleri, potansiyeli ortaya çıkar. Bu oluşan değerlerden haberi olmayan bilgisiz kişiler de kendilerini deşifre etmiş olur ve camiadan da, bu asalaklar temizlenmiş olur.

2. Galatasaray sportif başarısını nasıl buluyorsunuz?

Galatasaray, Avrupa da oynamayan sadece Türkiye kupasıyla süper lig de oynayan bir takım, iyi oynuyor mu? bilemiyorum. Bir şey söylemek için henüz çok erken. Ama gördüğüm iyi bir şey var, Tribünlerini dolduruyor olması…

3. Galatasaray’ın, Spor Pazarlama çalışmaları hakkında ne düşünüyorsunuz?

Anlayamadım, Galatasaray’da Spor Pazarlama çalışması mı? Öyle bir uygulama, yönetim anlayışı ve ilke yaklaşımı olmadığı için Spor Pazarlama alanında da profesyonel çalışmalar yapıldığını düşünmüyorum.

4. Türkiye’de iki kupayı kazanmanın zor olduğu dönemlerde Galatasaray, UEFA Avrupa kupası ve Süper kupayı kazandı. O dönemden bu döneme kadar geçen sürede, Galatasaray bunu paraya çevirebildi mi, Yöneticiler markalaşma sürecini yönetebildi mi?

Hayır, markalaşma yönetimi diye bir organizasyon yoktu. Hala da olmadığına inanıyorum. Galatasaray da ki mücadelemin temelinde de bu yatar. Sporda, yoğun rekabetin olduğu bir ortamda, kurumsal bir mücadele vermek zorundasınız. Kurallar var. Sportif büyüklüğünüzle, finansal büyüklüğünüzü beraber götürmeniz gerekiyor ki, bir yerlerde olabilesiniz. Beraber götürmeniz için ise potansiyelinizin ve zaaflarınızın adını koymalısınız. Biz kendimizi o kadar mükemmel olarak gördük ki, zaaflarımızı göremedik. Futbol artık büyük bir endüstri , 2000 senesindeki gibi değil. Yeni şartlara göre yenilmemiz lazım.

Emre Alkin ile Yıldırım Demirören’den TFF’ye, Süper Lig’den, Futbol’daki sistemsizliğe dair herşey…

Ekonomi ve Spor camiasının değerli ismi, Akademisyen ve yazar kimliğiyle örnek aldığım değerli Hocam, Emre Alkin ile farkındalık yaratan keyifli sohbetimiz.

Emre Alkin kimdir?

TFF Genel sekreterliği yapmış bir Akademisyen, Türkiye Finansman Şirketleri Genel Sekreterliği, Türkiye İhracatçılar Meclisi Genel Sekreterliği, UEFA Pazarlama Komitesi Üyeliği, Vergi Konsey Üyeliği, yapmış bir Ekonomist. Enerjiden, ödeme sistemlerine, spordan akademiye, muhtelif sektörlerde çalışmaları olan bir Profesyonel. İnsan davranışları, aşkları, sevgileri, kendi kendilerini kandırmalarını analiz ederek duygusal anlarını kaleme alan bir yazar.

“Ben bir Outsider’im. Böyle olmamım iki nedeni var. Birincisi, insanları eşit görüp, eşit davranıyorum. İkincisi, insanları ve olayları inceleyerek yazdığımdan her şeye eşit mesafede duruyorum. Meselenin içine girdiğinizde çözemezsiniz. Meselenin ilk önce uzağında durup analiz etmeniz, sonra içinden geçip çözmeniz gerekir…”